Okumamın Tarihi

Ania Gilmore_Library_of_Alexandria_Detail_100ppi

Düşünüyorum da acaba ilk pirinç pilavını ne zaman yemiştim? İlk defa ne zaman yürümüş, arkadaş edinmiş, kavga etmiş, yerden yükseğe zıplamış, duvar pası yapmış, gol atmış ya da ne zaman uzun, hatasız bir cümle kurmuştum?

Bu soruların cevapları kişisel tarihim açısından düşünürsek benim için önemli ama hafızamı ne kadar zorlarsam zorlayım tatmin edici bir cevap bulamıyorum. Neden? Çünkü herhangi bir eylem tekrar edilmeyegörsün hızla sıradanlaşır ve artık gözümüzde mucize olma özelliğini yitirir. Musa Aleyhisselam’ın kavminin, kendilerine bir ihsan olarak gökten yağan helvadan bile sıkılmalarını hatırlayanlar bana hak verecekler.

İlk defa ne zaman, neyi okudum sorusunun da işte bu yüzden bir cevabı yok. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, harflerin bir araya geldiğinde kelimeleri, kelimelerinse cümleleri oluşturduğunu anladığım o ilk mucizevi ândan bu yana aralıksız okuyorum. Okumanın onlarca farklı anlamı olsa da şu an sadece kitap okumaktan bahsediyoruz. Benim şansım kütüphanesi hayli geniş bir yatılı okulda okumamdı. İnsan küçük yaşta yatılı okuyorsa onu okuldan uzaklaştıracak hiçbir vasıtaya hayır diyemez. Bu düşsel de olsa.

Bir şey daha; bu koca denizde bana yol gösterecek kimse yoktu. Bu hem iyi hem kötü. Kötü çünkü çok daha disiplinli bir okuma yani usta eller tarafından çizilmiş bir rotayla daha hızlı yol alabilirdim. İyi çünkü, esasen varılacak bir menzil yok, sadece yol var, okumak üzre olmak var. Bugünden geriye baktığımda sürprizlere açık bir yolculukta Allah’ın elinin daha çok üzerimde olduğunu anlıyorum. Bana kimse tavsiye etmediği halde, el yordamıyla Dostoyevski’yi bulmam ve onu okurken dünyanın en büyük yazarlarından birini okuduğumun farkında bile olmamam bir kanıt değilse nedir?

Bir tarihten bahsetmek için bir başlangıçtan bahsetmeliyiz farkındayım, hangi kitaptan ya da yazardan etkilendiğim sorusuna yine cevap veremeyeceğim. Walter Benjamin’in dediği gibi;

“İlk kitaplarımın benim için ne anlam taşıdıklarını anımsamak için önce kitaplara ilişkin tüm bildiklerimi unutmam gerekiyor. Bugün için onlar hakkında bildiğim tek şey, kendimi onlara açarken duyduğum hevestir.”

Zaten okumayı bizim için özgün ve özel kılan da bugünden geriye doğru bakınca anlaşılması zor ve tarifi imkânsız olan o harikulade hevestir.

Kemalettin Tuğcu’yla, Jules Verne’le, Şule Yüksel Şenler’le, Cervantes’le, Ahmet Günbay Yıldız’la, Teksas, Tom Miks’lerle, Ömer Seyfettin’le, Kızıl Maske’yle, Yavuz Bahadıroğlu’yla, Bekir Büyükarkın’la, Michel Zevaco’yla, J.K Rowling’le, Stephen King’le başlamak arasında büyük bir fark yoktur. Önemli olan şudur; okuduğum her kitap beni bir daha geri dönmemecesine dönüştürdü, her ilk cümle karşısında aynı heyecanı hissettim. Belki idrak seviyesinde bu bilgiden yoksundum ama daima bir maceranın tam ortasında olduğum bilincini hissettim. Tek kitaba sığmayacak kadar büyük bir macera. Belki yalnız bir kitaba…

Eşsiz, tarifsiz, dönüştürmek, harikulade, heves… Bir sürü soyut kelimeden sonra, sadede gelelim. Tam olarak nedir okumak eylemini büyüleyici (işte bir tane daha) kılan? Her okurun farklı cevaplayacağı bu soruya, en azından bu soruya kendi cevabımı verebilirim.

Şunu düşünmelisiniz; sizin okuduğunuz kitapları sizden önce hiç kimse sizin gibi okumadı. Elbette başkaları da okudu o kitabı, elbette her okur aynı satırların muhatabıydı ama o kitaptan önce okuduğunuz kitabı, ya da ondan öncesini, ondan öncesini, okuyanlar da sizinle aynı sıralamada okumadı. Her kitapta şu heyecanı duymamak işten bile değil; bir sır var ve o sır yalnızca sizin okuduğunuz kitapları, sizin okuduğunuz sıralamayla okuyan kişi için aşikâr olacak.  Hayır siz derken sizin seçilmiş olduğunuzu kast etmiyorum; her kitapta her kişi için yalnızca onun fark edebileceği bir sır vardır. Okumazsa unutulup gidecek bir sır; sürekli değişen, her kitapta derinleşen, başka bir boyutunu gösteren büyük olağanüstü bir sır.

Sırlı bir soru daha; bir kitabı okurken sadece tek bir kitap mı okuyor sayılırız? Ya o kitabın yazarının okudukları; onun o satırları yazmasına sebep olan başka yazarlar, o yazarları etkileyen başkaları… Ezele kadar uzanan bu sonsuz çokluk sizi şimdiye getirir; sizin için ve benim ya da başkaları için tarih şimdidir, bugün ve tam şimdi okuduğunuz kitapta sadece sizin için saklı olan şey: sır/his. Benjamin’in söylediği gibi bugünden geriye doğru bakınca görülmesi imkânsız olan o şey.

(Duran Boz editörlüğünde hazırlanan “Okuma Hikâyeleri”nde yayımlandı.)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s