Şairimiz kadar okurumuz olsa!

Nisan 16th, 2011 § Yorum yapın

Dergah dergisinin Nisan sayısının arka kapağında Onur Bayrak’ın “Barbarın Bam Teli” şiirini mutlaka okumalısınız sevgili okurlarımız. Bu sayıda bir süredir Dergah şiirlerinde görülen gerilemeye bir dur denilmiş gibi görünüyor. İyi şiirler var Nisan sayısında. Mehmet Narlı, Bülent Parlak, Koray Feyiz dikkatimizi çeken diğer şiirlerin şairleri. Ayrıca bu ay Ömer Erdem’in Dergah dergisinde de yeni kitabı “Kör”den bir şiir paylaştığı görülüyor. Orta sayfa sohbeti öykücü Kamil Yeşil’le yapılan dergide, Turan Karataş’ın Ali Ayçil’in deneme kitabı “Kovulmuşların Evi” hakkındaki yazısı, Selman Bayer’in biraz da hakkındaki intihal iddiaları yüzünden hak ettiği ilgiyi göremeyen Reşit Güngör Kalkan’ın “Ben İsmet Özel Şair” kitabı hakkındaki yazısı önemli bulduğumuz iki yazı.

Edebiyat dergileri az satılmaya, hak ettiği ilgiyi görememeye alışıktır.  En köklüleri dahil hiçbirinin çok satılma, bu işten para kazanma gibi bir derdi de yoktur zaten, olmamıştır. Gelgelelim Dergah dergisinin Nisan sayısının aşağıda alıntılayacağımız giriş yazısında tespit edillen trajikomik durum her editörün canını yakar. Okurun da yakmalıdır.

“Dergimize çok sayıda şiir-hikaye deneme-inceleme türü ürün geliyor. Okuyucumuzun ilgisine teşekkür ederiz. Bu ilgiyi taçlandırmak içinbir teklifimiz olacak: Dergiye ürün gönderen arkadaşlar aynı zamanda abone olsalar. Güç birliğine ihtiyacımız var.”

Türkiye’nin en köklü, en önemli dergilerinden birinin böyle bir çağrıda bulunmak zorunda olmasına kederlenmemek elde değil doğrusu. 

(18-24  Nisan Gerçek Hayat Dergisinde)

(D)iri şiir diri dergi

Nisan 16th, 2011 § Yorum yapın

Yedi İklim dergisi 253. Sayısında (Nisan) kaçırmak istemeyeceğiniz bir çok yazı, öykü ve şiirle dolu. Ömer Erdem’in yeni -çıkacak- kitabından iki şiirle açılıyor dergi. İlerleyen sayfalarda Zafer Acar’dan yine uzun soluklu (9 sayfalık bir soluk) bir şiirle karşılaşıyoruz. Diri isimli bu şiir aynı zamanda Acar’ın yeni çıkacak kitabının ismiymiş. Osman Bayraktar’ın erken yaşta kaybettiğimiz önemli öykücü Ramazan Dikmen hakkında yazdığı yazı (Ramazan Dikmen’den Kalan) kesinlikle kaçırılmaması gereken bir yazı olmuş. İsmail Demirel’in 2010 yılı dergilerindeki öyküleri değerlendireceği yazı dizisinin ilki de derginin Nisan sayısında okuyabileceğiniz yazılardan. Aşkar, Yağmur, Dergah dergilerindeki öykülerin değerlendirildiği bu ilk yazıda, Demirel’in cesur ve yerinde tespitleri özellikle göze çarpıyor ve biz meraklı okurları sonraki yazılar için heyecanlandırıyor. Hasan Aycın’ın çizgileriyle her sayısına destek verdiği Yedi İklim’de Fatma Rana Çerçi ve Osman Koca öyküleri öne çıkan öykülerden. Yedi İklim diri bir dergi olarak yoluna devam ediyor.

(18-24  Nisan Gerçek Hayat Dergisinde)

Bu albüm sizi delirtecek

Nisan 16th, 2011 § Yorum yapın

Zeki Bulduk’un sokak aralarından, kaldırım köşelerinden, izbelerden, kuytulardan, ekserisi kendi memleketi Kırşehir’den, kireç kuyularından, soğuk gecelerden, çocukluk hatıralarımızdan bulup çıkardığı delilerin fotoğraflarına bakmak her babayiğidin harcı değil, uyarmakta fayda var. Bu fotoğraflara bakmak, bir kum fırtınasına, üzerinize doğru hızla gelen dev bir dalgaya, bir uçuruma bakmak gibi. Gözünüzü çevirmediğiniz her an size doğru uzanan kolların sayısı artıp, daha da fenası çekici gelmeye başlıyor. Şairin dediği gibi “topuklarınızı boşluğun avcunda” hissediyorsunuz. Korkmamak elde değil.

Bu okurun cesaretiydi, yazarın cesareti ise bambaşka. Çünkü fotoğraflar deminden beri anlatmaya çalıştığımız gibi, bırakın cümleler kurmayı, yanına atılacak tek bir falsolu çiziği bile ifşa edecek netlikte. Netlik de ne, ihtişamda. Zeki Bulduk bir deli cesaretiyle girdiği bu işten şükür ki alnının akıyla çıkmış; çünkü edebi artisliklere, entel tafralarına bulaşmadan Çıta’nın ağzının kenarındaki seller gibi içinden taşanları fotoğrafların kenarına iliştirmiş. Ortaya ise böyle müthiş bir albüm çıkmış: Müstesna Deliler Albümü. Bakıp bakıp iç geçireceğiniz, kalbinizi sıkıştıracak, çocukluğunuzu hatırlatacak, sizi hayıflandıracak, coşturacak, deliliğe yaklaştıracak resim yazılar albümü. Kaçırmayın!

Zeki Bulduk, Müstesna Deliler Albümü, Hayy Kitap

(18-24  Nisan) Gerçek Hayat Dergisinde)

Hâlâ Le Guin Okumayanlar İçin Son Çağrı!

Nisan 13th, 2011 § Yorum yapın


Yerdeniz Beşlemesi, Batı Sahilleri Üçlemesi, Mülksüzler gibi efsane romanların sahibi, fantastiği felsefeyle, edebiyatı fantastikle buluşturan, bilim kurgucu, fantastik kurgu kraliçesi, ütopyacı, feminist, anarşist ninemiz Ursula K.Le Guin’in son kitabı “Rüyanın Öte Yakası” çıktı değerli okurlarımız. Bir gün rüyalarınız gerçek olsa? Hatta her rüyanızla gerçekliği sürekli yeni baştan yaratsanız? Bu tekinsiz kadın, her zamanki usta anlatımı ve özgün bakış açısıyla bu soruya yanıt arıyor. Denklemin bir tarafında, gördüğü rüyalarla tüm insanlığın ve hatta evrenin kaderini değiştirmeye muktedir gönülsüz bir kahraman, diğer tarafındaysa onun gücünü “faydalı işler” yapmak için kullanırken iktidar hırsına yenik düşen bir bilimadamı var. Gönülsüz kahraman omzundaki bu ağır yükten kurtulmak, herkes gibi dünyanın bir parçası olmak istiyor; bilim adamıysa bu olağanüstü yeteneği kullanıp daha iyi, daha “akılcı” bir dünyanın mimarı olmak.

Doğrusu Ursula ninemizi hala okumamış olanlara acıyoruz, çünkü nereden başlayacağını bilemeyecekleri koca bir kitaplık onları bekliyor. Ben bir tanesini okusam yeter diyenleri de bir Le Guin okuru olmanın bize verdiği yetkiye dayanarak düelloya davet ediyoruz; Hadi bakalım Sesler’i, Marifetler’i, Güçler’i, Hep Yuvaya Dönmek’i ya da herhangi bir Le Guin romanını okuyun da sıkıysa diğerlerini arayıp bulmayın! Hodri meydan! Buyrun sondan başlamak isteyenler için büyük fırsat: Rüyanın Öte Yakası

Rüyanın Öte Yakası, Ursula K. Le Guin, Roman, Metis Yay.

 

“İz” Bizi Kovalıyor

Nisan 13th, 2011 § Yorum yapın


Hiçbir şey kurtulmuyor elimizden. Kültür ve sanat dahil her şeyi satın alabiliyor, tüketebiliyor ve öğütebiliyoruz. Hazımsızlık denen illet çok şükür yanımızdan yöremizden bile geçmiyor.  Bir şey dediğimiz yok afiyet olsun, nasıl derler; elimize, yüreğimize sağlık. Gelgelelim tüm mezhebi genişliğimize rağmen bizim bile midemizin kaldırmadığı hadiseler oluyor.

Birkaç hafta önce yepyeni bir roman çıktı. İz adlı bu efsane (!) roman Canan Tan isimli yazara ait. Kendisi daha önce çocuk kitapları, gülmece öyküler ve bir gazetenin Pazar ekinde espri dolu (vurgu bana değil özgeçmişi yazana ait) köşe yazıları kaleme almış. Merak ediyoruz, nasıl oluyor? Bir gece ansızın kafalarına birşey çarpıyor da o güne kadar bambaşka alanlarda kalem oynatan bu insanlar birdenbire göksel kuvvetler tarafından coşturuluyorlar mı? Kim okuyor bunları, on yıl sonra kim okuyacak? Tüm dünyayla birlikte Türkiye’de de kendisine büyük bir pazar bulan bu çok satarcı yayınevleri piyasası, daha ne sefil manzaralara sahne olacak merak ediyoruz? Reklam dedik mi hiç? Konumuz reklamlar olacaktı halbuki. Konumuza gelelim o halde. İçinizde Canan Tan’ın kitabından haberdar olmayan var mı? İyi düşünün. Hani metroda, otobüs duraklarında, birkaç hafta boyunca tüm kitap eklerinde, banklarda, gazetelerde gördüğünüz o afişler… Durun şimdi hatırlayacaksınız. O ünlü sloganı duymamış olmanız imkansız: Biz mi İZ’in peşinden koşarız İZ mi bizi kovalar?

Evet evet sevgili Altın Kitap, evet sevgili Canan Tan, “İz”iniz bizi kovalıyor. Kaçmak istiyoruz, görmemeye çalışıyoruz ama nafile, ne yapsak ne etsek karşımıza çıkıyor. Geceleri kabuslar görüyoruz. Terler içinde uyanıyoruz ve karanlığa doğru haykırıyoruz: İiiz! İiiiz bizi kovalıyooooor!

(Gerçek Hayat Dergisi 11-18  Nisan)

Statükocu şairler rahatsız

Mart 28th, 2011 § Yorum yapın


Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan, Baki Asiltürk’ün seçkisinden oluşan şiir yıllığı bir grup şair tarafından protesto edildi. Şairler yaptıkları yazılı açıklamada, bir seçki olması yönüyle yıllığın az çok öznellik taşımasının doğal olduğunu ancak yazarın bu öznellikle kendi ideolojik rengini de gösteren, siyasal ve kişisel yakınlık duyduğu şairleri seçkisinde çoğaltmış olduğunu ve tarafsız olmayı başaramadığını belirtti.

2007 yılından bu yana seçkileri hazırlayan Bâki Asiltürk’ün ‘yayın politikası’ nedeniyle herhangi bir biçimde adlarının, şiirlerinin kitaplarında işlemesini, yıllıklarda kullanmasını istemeyen şairlerin isimleri şöyle:
Sina Akyol, Adnan Azar, Metin Cengiz, Ali Cengizkan, Seyhan Erözçelik, Turgay Fişekçi, küçük İskender, Turgay Kantürk, Yücel Kayıran, Mustafa Köz, Yücelay Sal, Hakan Savlı, Metin Demirtaş, Refik Durbaş, Hüseyin Atabaş, Abdullah Nefes, Celal Soycan, Yusuf Alper, Abdülkadir Budak, Ahmet Ada, Oğuzhan Akay, Altay Öktem, Kadir Aydemir, Hayati Baki, Yaşar Bedri, Onur Caymaz, Ersan Erçelik, Azad Ziya Eren, Emel Güz, Tarık Günersel, Muzaffer Kale, Arife Kalender, Selami Karabulut, Metin Kaygalak, Ogün Kaymak, Ertan Mısırlı, Yavuz Özdem, Erol Özyiğit, Fergun Özelli, Mehmet Sarsmaz, Halim Şafak, Ferruh Tunç, İlyas Tunç, Kemal Varol, İlkiz Kucur.

Bu isimlerin bir kısmını tanımıyoruz ama tanıdıklarımız üzerinden düşününce ortaya çıkan tablo bize bir kez daha Türkiye’nin bir ironi cenneti olduğunu düşündürüyor. Yıllarca kendi sahalarında tek kale maç yapmaktan hiç bıkmayan bu şairler şimdi Baki Ayhan, taraflı yıllıklar hazırladığı herkesce malum olan Mehmet H. Doğan hakkında “keşke bu kuş, biraz daha kartal bakışlı olabilseydi.” deme cüretini gösterdi diye ve tarafsız bir yıllık hazırlamak için birkaç olumlu adım attı diye aforoz etmeye çalışıyorlar. İroni hakkında duyduğum en özlü tanımlardan birisi Naci Bostancı’ya aitti: Zıtlıkların dansı! İşte tam da burada bu iki kelime derinleşiyor, anlam kazanıyor, rayına oturuyor.

Gerçek Hayat Dergisi  28 Mart

Şiirimizde Geçen Yıl

Mart 28th, 2011 § Yorum yapın

Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı 2011, Edebiyat Ortamı dergisinin Mart-Nisan sayısıyla birlikte çıktı. Mustafa Aydoğan’ın hazırladığı yıllıkta 125 şairden tam 126 şiir seçilmiş. Giriş yazısında Aydoğan, “Gerçekten çok sayıda iyi şiir okudum ama maksat çok farklı. Bir yılın iyi şiirlerini değil de, yılın rengini verecek bir toplam oluşturmaya çalıştım” diyor. Bu yıl da geçen yıl olduğu gibi şiirler dışında seçilen mısralara yer verilmiş. Ayrıca okurlar, “Poetik Alıntı” bölümünde geçen yılın iddialı yazılarından bir derlemeyle, yılın şiir kitapları bölümündeyse Turan Karataş’ın değerlendirmeleriyle karşılaşacaklar. Edebiyat Ortamı yıllığının geçtiğimiz yıla göre daha derli toplu, daha kendinden emin hazırlandığı ilk bakışta belli oluyor. Edebiyat Ortamı Yayınlarının bir sonraki sayısında da hazırladığı öykü yıllığını vereceğini düşününce derginin Türk Edebiyatının nabzını tutmak konusunda ısrarlı ve gayretli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Derginin bu ayki içeriğine gelince; Edebiyat Ortamı 2010 şiir ödüllerini alan üç şairle yapılan söyleşiden özellikle Cihat Duman’ın söyleşisi dikkate değer. Soruları soranla, cevaplayan arasında gizli ve açık muhaverelerin yaşandığı söyleşi hayli keyifli olmuş. Sayının şairleri; İrfan Çevik, Cevdet Karal, Emre Döğer, Yunus Melih Özdağ, A. Barış Ağır, Muhammet Safa, Tamer Sağır, Kübra Bilgin. Yunus Melih Özdağ, Mustafa Kutlu hikayeciliği üzerine yazmış, Hasan Hüseyin Torun ise Varlık dergisinin Şeytan Ayetleri soruşturmasıyla ilgili. Ayrıca bu sayıda üç öyküye yer verilmiş; Mustafa Başpınar, Kahraman Çayırlı, Bijen Necdi Mart Nisan sayısının öykücüleri. Edebiyat Ortamı dergisi ondokuzuncu sayısını çıkarttı. Doğrusu dergi, istikrarıyla edebiyatta merkez bir dergi olarak nüfuzunu gittikçe arttırıyor.

(Gerçek Hayat Dergisi 28 Mart)

Sizleri Hiç Affetmeyeceğim

Mart 28th, 2011 § Yorum yapın


Son yıllarda hırçın kalemi ve “hiddetli yazıları” epey ses getiren, yıllarca reyini  ısrarla “İslamcı  basından” yana kullanan ülkenin hatırı sayılır sinema yazarlarından Ali Murat Güven, kültür sanat sitesi on5yirmi5’de yazılar yazmaya başladı. İlk yazısı ise amiyane tabirle zehir zemberek olmakla beraber, İslamcı kuşağın son kırk yılının kısa bir hikayesini barındırıyordu. Güven yazısında, babasının kendisine 80 ihtilali döneminde cezaevinden yazdığı mektuptan tutun, son günlerde sık tartışılan 28 Şubat sonrası muhafazakar camianın hali pür melaili hakkında sert ve birinci ağızdan tespitlerine kadar çok konuşulacak, önemli sözler sarf ediyor. Özetle bir dönemin kanaat önderlerinin ideal sahibi, dava delisi gençlerin dava aşklarını kullandıklarından, 28 Şubat’la başlayan çürümenin, siyasi iktidarla birlikte had safhaya geldiğinden, “İslamcı” basın ve sinema  sektörlerinin bu çürümeden mide bulandırıcak seviyede etkilendiğinden bahsediyor ve “bu saatten sonra yalnızca durmak çok ağırıma gittiği için koşuyorum” diye ekliyor. Ali Murat Güven mühim yazısını “sizleri hiç affetmeyeceğim; ne dünyada ne ahirette” diye noktalıyor. Daha birkaç hafta önce Ayşe Arman’ın yaptığı rezil röportajlar da (doğrusu rezillik çoğunlukla muhataplarından kaynaklanıyordu) göz önüne alınıp birlikte düşünüldüğünde fırsattan istifade bir an önce şapkamızı önümüze koyup muhasebe yapmamız, her açıdan hareketli, bazen oynak bu süreçten ne kadar etkilendiğimizi  sıkı sıkıya tahlil etmemiz gerektiği ortaya çıkıyor. Herkes kendi ait hissettiği “kast” içindeki yerini (edebiyat, sinema, basın, televizyon, sermaye, siyaset vs.) ve nasıl durması gerektiğini, nerede durduğunu, nasıl göründüğünü kontrol etmeli. Bugün temiz kalmanın yollarını arayıp bulmak dün olduğundan çok daha zor, yolu bulduktan sonra yoldan çıkmadan devam edebilmekse iki kat daha zor.

Gerçek Hayat Dergisi (28 Mart)

Sabah Kitap’ta Anarşi

Mart 26th, 2011 § Yorum yapın

Kitap eklerinin eleştiriye zarar verdiği, yapılan tekdüze tanıtımlar örnek gösterilip ayıplanarak söylenedursun aylık ek olarak verilen Sabah Kitap’ta muhteşem şeyler oluyor. Kimsenin ruhunun bile duymadığı olayları Gerçek Hayat dergisi farkıyla açıklıyoruz. Bir süredir bir grup yazar, tek bir isimle her ay ortalama dört hacimli kitap tanıtım yazısı, bir de en az üç sayfalık dosya kotarıyorlar. (Kabaca kitap ekinin yarısı yapıyor bu da)

Yazarlar grubunun, kendi isimlerini hiçe sayarak yaptıkları bu olağanüstü eylem, bizi taa 17. yüzyıla, Aydınlanma çağından öncesine götürdü; çünkü önemli olan işaret eden parmak değil, işaret edilen şeydi, isimlerin kutsallığı kitap ekinde sessiz sedasız resmen ortadan kaldırılmıştı. Yalnızca Sabah Kitap mı? Bu put kırıcı yazarlar grubu, çalışmaya doymamış olmalı ki, Milliyet Kitap ekine de sızmayı başarmışlar. Sıkı durun; Gerçek Hayat dergisi olarak bu yazarlar grubunun ismini açıklıyoruz: Elif Tanrıyar!

Farkındayız ortada bir resim ve bu isimde bir kişi de var ama bu kadar yazı hakkıyla tek kişi tarafından yazılamayacağına göre biz haklıyız. İddiamızın sonuna kadar arkasındayız. Elif Tanrıyar ortaya çıkıp “hayır ben tek kişiyim” derse ona inanmayacağız. “O yazıların hepsini ben yazdım” derse, bıyık altından gülmekle yetineceğiz, “çok çalıştım, çalışıyorum” derse “peki peki” deyip o arkasını dönünce birbirimize göz kırpacağız. İtiraz etmekten sıkıldığındaysa usulca yanına yaklaşıp, “yanındayız, bizi de eylemine dâhil et, hepimiz Elif Tanrıyar olmak istiyoruz.” diyeceğiz. Maskelerimizi ve pelerinlerimizi gizlediğimiz yerden çıkarıp haykıracağız: Remember remember the fifth of november!

(Gerçek Hayat Dergisi’nin 21-27 Mart 2011 tarihli sayısında yayımlanmıştır)

 

Cinius’un Cinlikleri

Mart 6th, 2011 § Yorum yapın

“Türkiye’nin gerçek anlamda tek Destekli Kişisel Yayıncılık hizmeti veren” yayınevi, Cinius Yayınları 2005 yılında kurulmuş. Yayınevinin internet sitesinde uzun uzun, pazarlamacı ağzıyla anlatılanlardan anladığımız kadarıyla; şiir, öykü, roman, akademik eser, günlük, mektup, elinizde kitaplaştırılabilecek ne varsa toparlayıp, cebinize de yüklü miktarda para alarak (muhtemelen kredi kartı da geçiyordur) Cinius’un hizmetini satın alıyorsunuz. Alternatif yayın paketlerinden (Cinius Premius Ekopress, Premius, Poetikus -evet poetikus-, maksimus) birini seçtikten sonra kenara çekiliyorsunuz. Elinizdeki şeylerin başına, tanınmış (kimse onlar?)“uzman editör”, “uzman tasarımcı”, “uzman pazarlamacılar” üşüşüp büyülü müdahalelerle albenili bir kitap haline getiriyorlar. Yeni nesil yayınevi sizi, kendi deyimleriyle “geleneksel yayıncılığın” tüm pürüzlerinden kurtarıp bir ayda kitabınıza kavuşturuyor. Yeter ki, evet yeter ki bedelini ödemeye hazır olun.

Bilemiyoruz; belki de insanın midesini kaldıracak kadar profesyonel bu oluşumlara alışmaya başlamamız gerekiyor. Çünkü kabaca araştırınca bile ortaya çıkan sonuç, bu tip yayınevlerinin günden güne arttığını gösteriyor. Parasını verip kitabını bastıranları eskiden de duyardık fakat parayı alan da veren de; bunu bir günahı örter gibi gizli saklı yapardı. Şimdiyse böyle alelade, hızlıca, profesyonelce… Ne diyelim, bizi genç yaşımızda eski kafalı, maziye atıflar yaparak efkârlanan ihtiyarlar haline getiren çağ utansın.

(Gerçek Hayat Dergisi)

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.