Bir zamanlar Tepebaşı’nda
Kasım 15th, 2011 § Yorum yapın
Kitapseverlerin tüm olumsuzluklara rağmen her yıl dört gözle beklediği Tüyap Kitap Fuarı bu yıl 12-20 Kasım arasında yapılacak. Ortalama ziyaretçi sayısı 400.000’i bulan fuar, okurların hatta bir çok yayınevinin kimi zaman öfkeli kimi zaman acıklı ısrarlarına rağmen Beylikdüzü’nde yapılmaya devam ediyor. Bilmeyenler için hatırlatalım 2002 yılına kadar kitap fuarı Taksim-Tepebaşı’nda yapılıyordu. Fuara gitmek için yıllık izine ayrılmanız, neredeyse şehirler arası sayılabilecek kadar yol tepmeniz, evden çıkarken aile efradıyla helalleşmeniz, fuar alanına ziyaretçi götürüp getiren servislere binebilmek için seksenlerin tüpgaz kuyruğuna benzeyen kuyruklarda ömür çürütmeniz gerekmiyordu. Karaborsacı minibüsçülerle pazarlığa tutuşma, kapanış saatinde ancak hedefe ulaştığınız için alelacele standları gezmeye çalışmak gibi meşgaleler aklınızın ucundan bile geçmezdi. Tepebaşı’nın da sorunları yok muydu: sıkışıklık, gürültü vs. Ama yine de değiyordu doğrusu. En azından fuardan dışarıya adımınızı attığınızda İstiklal Caddesi’nde soluğu alabiliyor, hayatınıza kaldığı yerden devam edebiliyordunuz. Beylikdüzü’nde ise eve nasıl döneceğiniz sorusu bir an bile yakanızı bırakmıyor doğrusu.
Bu yıl saydığım sorunlardan birinin bile eksilmeyeceği, fuarın gelişinden belli. Gelen eleştirilere cevap veren Deniz Kavukçuoğlu fuarın artık uluslararası olduğunu, kimine göre uzak olsa da başkalarına yaklaştığını (ne kadar zekice), fuarın artık Frankfurt kitap fuarı gibi profesyonelleştiğini böylesinin çok daha iyi olduğunu filan geveliyor. Ama ortada gerçek bir çözüm yok. Aslında tam burada başka bir soru daha akla düşüyor. Geçen yıl ve ondan önceki yıllarda da sözünü ettiğimiz bir soru. Neredeyse yarım milyon okurun çözümsüzlüklere kurban edildiği fuara herşeye rağmen gitmeye değer mi? Gerçekten ucuz kitap aldığını sanan, etkinliklerden faydalanan kaç kişi var?
Maalesef yine yayınevleri göstermelik indirimler yapacak; fuar, tasarımıyla, oluşturulan atmosferle bir tür süpermarkete, ziyaretçiler ise okurluktan tüketiciliğe geçiş yapıverecek. Acaba korsan kitapçılardan tutun fuardaki kitap hırsızlarına, fuar sorumlusuna, okura kadar bu besin zincirinin her kademesinden şikayetçi olan yayıncılar şapkasını önüne alıp düşünmeye ne zaman başlayacak?
Ben ve benim gibi bir kaç nostalji düşkünü; çok çok eski çağlarda –f(u)ar f(u)ar away- bir fuar varmış, o fuarda insanlar çok ucuza kitaplar alır, bu kitap cennetinde doya doya kağıt kokusunu içine çeker, sevdiği tanıdığı yazarlarla bitmeyen sohbetler ederlermiş diye masallar anlatmaya başladık bile, şimdi geçmiş o kadar uzak ki anlattıklarımızın ne kadarı gerçekten yaşandı ne kadarı yalan unutmaya başladık bile.
Çalıntı Entellik
Sol.org internet sitesinden Hece dergisinin 177 ve 178. sayılarında işlediği Entellektüel Şiddet dosyasıyla ilgili garip ve komik bir itiraz geldi. Kendisiyle yapılan söyleşide Osman Çotsay, dosya adının ilk defa kendi tarafından kullanıldığını, bu kavramın kendisine ait olduğunu ve sağcıların kavramları hep böyle soldan çaldıklarını filan söylüyor. Halbuki Çotsay, bu kavramı devrimci arkadaşları kullansın diye kendilerine yetecek kadar üretmişmiş. Söyleşiyi yapan soruyor: “Entelektüel şiddet, solun kavram haznesinde doğdu ve orada kalmalı, diyorsunuz…”
Elcevap: Elbette.”
Doğrusu dünyada yanyana gelmesi en zor iki kelimeyi bir araya getirip kavramlaştırdığı için Çotsay’ı birileri tebrik etmeli. O düşünüp 1987 yılında Edebiyat Dostları’nda kullanmasaydı halimiz nic’olurdu? Entellektüel ve şiddet ha; vay be bunu hiç düşünmemiştim. Bak sen şu Hece’ye!
Ekmek Zeytin
Ahmet Büke, neredeyse söyleşilerini bile öyküyle cevaplayan, “ben sadece öykü yazmayı biliyorum” diyecek kadar gerçek – o kadar gerçek ki, artık gerçek üstü bila sayılabilir- bir öykücü. Onun öykülerini okurken, anlatılan hikayenin havasına kendinizi kaptırmaktan kaçamıyorsunuz. Kendinizi bu gündüz düşüne kaptırmışken Büke’nin görmenizi istediği gerçek, yanına varana kadar fark edemeyeceğiniz sinsi trafik polisleri gibi karşınıza dikiveriyor. Ehliyet ruhsat mı? Yok hayır bu öykülerin sorguladığı şey vicdanınız, hala orada olup olmadığını kontrol ettiniz mi? Heyecanlanmakta haklısınız! Ekmek ve Zeytin Can Yayınları’ndan yeni çıktı.


